Kendi kendime birşeyler öğrenmeye bayılıyorum.
İnternetin en sevdiğim tarafı, bir yazılımın nasıl kullanıldığını öğrenmek istediğiniz zaman size sınırsız kaynak sunması. Hatta bu olay günümüzde öyle bir noktaya geldi ki insanların bazı yazılımları öğrenmek adına kurslara gitmesi bana saçma geliyor artık. Gerçi herkesin kendine göre bir öğrenme şekli var. Geçende bir arkadaşımla sohbet ederken bana dediği gibi kimisi kendi kendine daha rahat öğrenirken kimisi de birinin ona birşeyleri göstermesiyle daha hızlı yol alıyor. Şu bir gerçek; belli bir noktadan sonra bazı sorularınıza cevap almak üzere tatmin edici doküman bulamadığınız için (ya da o soruların cevapları artık bedavaya internet ortamında paylaşılamayacak kadar kıymetli olduğu için) size cevap verebilecek bir şahısa ihtiyaç duyuyorsunzu gerçekten. Ama o noktaya gelene kadar internetin insana hiç küçümsenmeyecek olanaklar tanıdığına inanıyorum.
Gerçekten ne yapmak istediğinizi biliyorsanız bu konuya yönelik her seviyede tanıtım yazısı, tutorial ( bunun tam Türkçesi nedir biri söylesin lütfen :S) ve hatta bedava ürünler (ses-müzik dosyaları, resimler, fotoğraflar, programlara özel eklenti paketleri, taslak-kalıp dosyaları vs vs) bulmak mümkün. Ünlü bir çok ticari yazılımın deneme sürümleri olduğu gibi bunun dışında bir çok bedava yazılım da mevcut (bkz http://sourceforge.net/). Aramak için anahtar kelimeleri iyi seçmek işin tek kafa yoran kısmı (ama çoğunlukla ona bile yeltenmeyip direk sana soranlar var ona da çok gıcık oluyorum o ayrı konu).
Koptum gittim yine, diyeceksiniz ki "e kardeşim bildiğimiz internet işte, bu söylediklerin yeni şeyler değil ki". Doğru, aynen öyle. Yeni şeyler söylemiyorum, ama elimin altında bu kadar büyük bir gücün olması bence inanılmaz birşey.
Her akşam internette gezinirken bir dünya sayfayı bookmark (Türkçesi "yerimi"ymiş) bölümüne ekliyorum. Daha sonra hafta sonu açıyorum o listeyi, sindirene kadar oku. Tabi her sayfa mükemmel değil, bilgi kirliliği ve laf salatası yapan da çok. Ama yine de bir balıkçı edasıyla fırlattığım ağlara mutlaka dişe dokunur balıklar da geliyor :)
Amerikada en sevdiğim olaylardan abimle kütüphane ve kitabevlerini gezmektir. Aradığınız her konuda kaynak bulabilmek ve bu kaynağı huzurla okuyabilieceğiniz bir ortamın olması bence inanılmaz bir keyif. O kitapları önüme dağ gibi yığıp arkalarında bir masa lambasıyla kaybolasım gelir hep.
İşte bu biriktirdiğim yerimleri de bende hep o etkiyi yaratmıştır. Takarsın kulağına Loreena Mckennit'tan Between the Shadows'u sonra masa lambanı yakarsın. Koltuğuna rahatça yayılır başlarsın yerimlerini gezmeye. Bi de ufak bir not edfteri vardır yanında, ufak tefek şeyleri not alırsın gezerken...
Oh be, yok mu bi sütlü kahve getiren? Keyiflendim valla :D
Pazartesi, Haziran 22, 2009
Salı, Haziran 16, 2009
Nerden çıktı bu staj??
Şu kağıt işleri yok mu, insanı canından bezdirir valla!
Stajlarımın hepsini yapabileceğim güzel bir tershane buldum, adamlara kalsa şimdi gel başla diyolar ama... ama'sı var işte.
Bir haftadır tuzla ve beşiktaş arası mekik dokuyorum. Yok belge onaylat yok imza al yok kaşe bastır yok tarihleri yaz yok bunun fotokopisi, yok ötekinin aslı, yok berikinin çıktısı...
AY AMAN BE!
Resmen sabır testi gibi, sanki bir yerlerde sahne arkasından birisi sizi izliyormuş da "bakalım gerçekten istiyor mu staj yapmak sabrını bir ölçelim" diyormuş, hatta sanki bunları söylerken de bir yandan gizli kameralarla beni gözlerken patlamış mısırını yiyerek kolasını hüpletiyormuş gibi ("yok artık uçsaydın" demeyin, bu kadar yol gidip gelirsen uçarsın tabi)
Neyse bugün bürokrasi bitti galiba, yarın akşam itibariyle onaylatılmış staj belgelerimi ve staj defterlerimi elime alıp tershanenin yolunu tutabilirim. Maceranın devamı orda bekliyor beni... hatta asıl macera orda be, girmeden evvel illa sigorta diye tutturduklarına göre :S
Gerçi daha evvelden de tershane ve dökümhane stajı yapmıştım o yüzden bakir değilim bu gibi mekanlar için. Hatta bence her insan ömründe bi kere bu zevki (!) yaşamalı, öyle tiplere olaylara denk gelirsiniz ki bi de Cem Yılmaz'dan dinlemenize gerek kalmaz ;)
Stajlarımın hepsini yapabileceğim güzel bir tershane buldum, adamlara kalsa şimdi gel başla diyolar ama... ama'sı var işte.
Bir haftadır tuzla ve beşiktaş arası mekik dokuyorum. Yok belge onaylat yok imza al yok kaşe bastır yok tarihleri yaz yok bunun fotokopisi, yok ötekinin aslı, yok berikinin çıktısı...
AY AMAN BE!
Resmen sabır testi gibi, sanki bir yerlerde sahne arkasından birisi sizi izliyormuş da "bakalım gerçekten istiyor mu staj yapmak sabrını bir ölçelim" diyormuş, hatta sanki bunları söylerken de bir yandan gizli kameralarla beni gözlerken patlamış mısırını yiyerek kolasını hüpletiyormuş gibi ("yok artık uçsaydın" demeyin, bu kadar yol gidip gelirsen uçarsın tabi)
Neyse bugün bürokrasi bitti galiba, yarın akşam itibariyle onaylatılmış staj belgelerimi ve staj defterlerimi elime alıp tershanenin yolunu tutabilirim. Maceranın devamı orda bekliyor beni... hatta asıl macera orda be, girmeden evvel illa sigorta diye tutturduklarına göre :S
Gerçi daha evvelden de tershane ve dökümhane stajı yapmıştım o yüzden bakir değilim bu gibi mekanlar için. Hatta bence her insan ömründe bi kere bu zevki (!) yaşamalı, öyle tiplere olaylara denk gelirsiniz ki bi de Cem Yılmaz'dan dinlemenize gerek kalmaz ;)
Salı, Haziran 09, 2009
Night Network Bir Yaşında!
Yüce Scener Nightlord blogunun yeni yaşını yeni bir tasarım ve güzel bir post ile kutluyor :)

Ayrıca yine kendisine ait olan şu tabire de bayıldım:
"Şu son zamanlarda kendi mikro blogosferimizde vakit geçirmekten çok haz alıyorum."
Bence blog ortamında az da olsa samimi insanlardan oluşan bu küçük zümreler (ki her blog yazarının sahip olduğu) daha iyi tanımlanamazdı :D

Ayrıca yine kendisine ait olan şu tabire de bayıldım:
"Şu son zamanlarda kendi mikro blogosferimizde vakit geçirmekten çok haz alıyorum."
Bence blog ortamında az da olsa samimi insanlardan oluşan bu küçük zümreler (ki her blog yazarının sahip olduğu) daha iyi tanımlanamazdı :D
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
